Evlenince Sevgi Artar mı? Bir Evliliğin İçinde Yeniden Âşık Olmayı Öğrenmek
Forumda Bir Hikâyemi Paylaşmak İstiyorum: Her Şey Düğünden Sonra Değişti
Arkadaşlar, bugün sizinle bir hikâye paylaşmak istiyorum. Belki aranızda bu hikâyedeki karakterlere benzeyen insanlar vardır, belki de bazılarınız yaşadıklarını okuyunca kendi evliliğini sorgulayacaktır. Çünkü bazen insan, yıllarca birlikte olduğu kişiyi gerçekten tanıdığını düşünür ama aynı evin içine girince onun daha önce hiç görmediği taraflarıyla karşılaşır.
Hikâyemizin kahramanları Elif ve Murat olsun.
Elif ile Murat, bir arkadaşlarının doğum günü partisinde tanışmıştı. Murat ilk karşılaşmalarında Elif'in masanın kenarında duran çiçekleri düzeltmesine takılmıştı. Elif ise Murat'ın herkesin konuştuğu bir ortamda sessizce kenarda duran yaşlı bir adama eşlik etmesini fark etmişti. İkisi de diğerinin küçük davranışlarından etkilenmişti.
İlk aylarda her şey güzeldi. Akşamları saatlerce telefonda konuşuyor, hafta sonları yeni yerler keşfediyor, birbirlerine küçük sürprizler hazırlıyorlardı. Murat, Elif'in sevdiği kitabı bulmak için üç farklı kitapçı dolaşıyor; Elif, Murat'ın önemli bir iş görüşmesi öncesinde heyecanlandığını anlayıp ona moral veriyordu.
Bir gün Elif, yağmurlu bir akşamda Murat'a şöyle demişti:
"Senin yanında kendimi çok rahat hissediyorum. Sanki hayatın bütün zorluklarını birlikte aşabiliriz."
Murat gülümsemişti.
"Çünkü birlikteyiz. Bundan sonra da böyle olacak."
İşte evlilik teklifinin, nişan hazırlıklarının ve düğünün başlangıcı bu cümleydi. İkisi de birbirlerini seviyordu. Üstelik evlendiklerinde sevgilerinin daha da büyüyeceğine inanıyorlardı.
Peki, gerçekten öyle mi olacaktı?
Sizce bir insanı çok sevmek, onunla aynı evde yaşamaya hazır olmak anlamına gelir mi?
1. Evlilikten Önceki Aşk ile Evlilikten Sonraki Sevgi Aynı Şey mi?
Murat ile Elif'in düğünü oldukça güzel geçmişti. Herkes mutluluklar diliyor, yaşlı akrabalar yıllardır evli olmanın sırlarını anlatıyor, arkadaşları ise onların birbirlerine ne kadar yakıştığını söylüyordu.
Düğün gecesi Elif, Murat'ın omzuna başını koyarak fısıldamıştı:
"Artık gerçekten bir aileyiz."
Murat da aynı duyguyla karşılık vermişti:
"Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Aslında haklıydı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ama ikisinin de düşündüğü nedenle değil.
İlk haftalarda küçük farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Elif sabahları kahvaltı yapmayı seviyordu. Murat ise işe yetişmek için çoğu zaman kahvesini alıp evden çıkıyordu. Elif, akşam yemeklerinde günün nasıl geçtiğini konuşmak istiyordu. Murat ise yorucu bir günün ardından biraz sessiz kalmaya ihtiyaç duyuyordu.
Elif için konuşmak, yakınlık kurmanın bir yoluydu. Murat içinse bazen sessizlik, zihnini toparlamanın tek yoluydu.
Bir akşam Elif, Murat'ın eve geldiğinde doğrudan bilgisayarını açmasına üzüldü.
"Bütün gün seni bekliyorum. Eve gelince de benimle konuşmuyorsun."
Murat şaşırdı.
"Konuşmuyor değilim ki. Sadece iş yerinde bir sorun çıktı, onu çözmeye çalışıyorum."
"Ben senden işini bırakmanı istemiyorum. Sadece beni de fark etmeni istiyorum."
Murat bilgisayarını kapattı ama yüzünde hâlâ anlamadığı bir ifade vardı.
"Tamam, söyle ne yapmam gerekiyor?"
Elif sustu. Çünkü o an bir çözüm listesi istemiyordu. Yalnızca anlaşılmak istiyordu.
Murat ise sevdiği insanın üzülmesini önlemek için bir çözüm arıyordu. Ona göre sorunu anlamak, nedenini bulmak ve ortadan kaldırmak sevgisini göstermenin doğal bir yoluydu.
İkisi de kötü niyetli değildi. İkisi de birbirini seviyordu. Fakat sevgilerini ifade etme biçimleri aynı değildi.
Burada önemli bir ayrıntı var: Erkeklerin her zaman çözüm odaklı, kadınların ise her zaman duygusal olduğunu söylemek doğru olmaz. İnsanların iletişim biçimlerini yalnızca cinsiyetleri belirlemez. Kişilik, yetiştirilme tarzı, geçmiş deneyimler ve içinde büyüdükleri aile de bunda etkilidir. Yine de bazı toplumsal beklentiler, erkekleri sorunları çözmeye, kadınları ise ilişkilerin duygusal yükünü taşımaya daha fazla yönlendirebilir.
Murat'ın sorunu çözmeye çalışması, Elif'in duygularını önemsemediği anlamına gelmiyordu. Elif'in anlaşılmak istemesi de Murat'ın çabasını görmediği anlamına gelmiyordu.
Belki de evlilikte asıl mesele, kimin haklı olduğunu bulmak değil, iki insanın aynı olaya neden farklı anlamlar yüklediğini keşfetmektir.
Peki sizce sevdiğimiz insan üzgün olduğunda hemen çözüm sunmak mı gerekir, yoksa önce onu dinlemek mi?
2. Aynı Evde Yaşamak, Birbirini Gerçekten Tanımak Demek mi?
Evliliklerinin altıncı ayına geldiklerinde Murat ile Elif'in tartışmaları biraz daha sıklaşmıştı.
Önceden birlikte geçirdikleri zamanın çoğu güzel planlarla doluydu. Şimdi ise market alışverişi, elektrik faturası, temizlik, yemek hazırlığı ve aile ziyaretleri gibi gündelik meseleler hayatlarının büyük bölümünü kaplıyordu.
Bir cumartesi sabahı Elif mutfağa girdiğinde lavabonun bulaşıklarla dolu olduğunu gördü. Bir önceki akşam bulaşıkları Murat'ın yıkayacağını konuşmuşlardı.
Murat salonda oturmuş, bilgisayarında ev bütçesini hesaplıyordu.
Elif, "Bulaşıkları yıkayacağını söylemiştin," dedi.
Murat ekrana bakmaya devam ederek cevap verdi:
"Unuttum. Birazdan yıkarım."
Elif'in canı sıkıldı.
"Ben de yoruluyorum Murat. Her şeyi hatırlatmak zorunda kalmak istemiyorum."
Murat bu kez başını kaldırdı.
"Ev için harcamaları düzenliyorum, gelecek ay ne kadar biriktirebileceğimizi hesaplıyorum. Bunlar da evin sorumluluğu değil mi?"
"Elbette sorumluluk. Ama evin sorumluluğu sadece para hesaplamak değil."
Tartışma uzadı. Murat, yaptığı katkıların görülmediğini düşündü. Elif ise yapılması gereken işleri takip etmenin ve hatırlatmanın da başlı başına bir emek olduğunu hissediyordu.
İşte evliliklerin görünmeyen çatışmalarından biri burada ortaya çıkıyordu: Bir insan yaptığı işleri sayabiliyor ama diğerinin zihninde taşıdığı yükü fark etmeyebiliyor.
Murat faturaları ödüyor, tasarruf planı yapıyor, evin geleceğini güvenceye almaya çalışıyordu. Elif alışveriş listesini hazırlıyor, eksikleri takip ediyor, aile ziyaretlerini düzenliyor ve evdeki gündelik ihtiyaçları önceden düşünüyordu. İkisi de emek veriyordu fakat emeklerinin bir kısmı görünmez kalıyordu.
Bir akşam Elif'in çocukluk arkadaşı Derya onlara misafirliğe geldi. Derya uzun yıllardır evliydi ve ikisinin de tartışmalarını dinledikten sonra bir soru sordu:
"Hiç oturup evliliğinizde kimin ne yaptığını değil, ikinizin de neleri tek başına taşımaya çalıştığını konuştunuz mu?"
Murat ile Elif birbirlerine baktılar.
Derya devam etti:
"Benim eşim de bir zamanlar her sorunu para biriktirerek çözeceğini sanıyordu. Ben de her şeyi konuşarak düzeltebileceğimi düşünüyordum. Sonra fark ettik ki ikimiz de ailemizde öğrendiğimiz yöntemleri evliliğimize taşıyormuşuz."
Bu cümle, Murat'ın aklına çocukluğunu getirdi.
Babası, ailede bir sorun çıktığında uzun uzun konuşmazdı. Önce neyin bozulduğunu belirler, sonra tamir ederdi. Para sıkıntısı olduğunda ek iş yapar, ailesini korumak için endişelerini çoğu zaman içinde tutardı. Murat, sevgiyi biraz da sorumluluk almak, ihtiyaçları karşılamak ve sorunları çözmek olarak öğrenmişti.
Elif'in ailesinde ise başka bir alışkanlık vardı. Annesi, evde biri üzgün olduğunda onun yanına oturur, ne yaşadığını anlamaya çalışırdı. Elif, sevgiyi dinlemek, hatırlamak ve insanın duygusal dünyasına eşlik etmek üzerinden öğrenmişti.
Murat'ın sessizliği bazen sevgisizlik değil, öğrendiği bir baş etme biçimiydi. Elif'in konuşma isteği de yalnızca ilgi beklentisi değil, yakınlık kurma yöntemiydi.
O gece ilk kez birbirlerini suçlamadan çocukluklarını anlattılar.
Murat, "Ben sana bir şey olduğunda hemen çözmek istiyorum. Çünkü seni üzgün görmek beni çaresiz hissettiriyor," dedi.
Elif onun elini tuttu.
"Ben de bazen senden bir çözüm beklemiyorum. Sadece yanımda olduğunu hissetmek istiyorum."
Belki de evlenince sevginin artması, tam olarak böyle bir şeydi: Karşındaki insanı yalnızca bugünkü davranışlarıyla değil, o davranışların arkasındaki hikâyeyle de tanımaya başlamak.
Forumda Bir Hikâyemi Paylaşmak İstiyorum: Her Şey Düğünden Sonra Değişti
Arkadaşlar, bugün sizinle bir hikâye paylaşmak istiyorum. Belki aranızda bu hikâyedeki karakterlere benzeyen insanlar vardır, belki de bazılarınız yaşadıklarını okuyunca kendi evliliğini sorgulayacaktır. Çünkü bazen insan, yıllarca birlikte olduğu kişiyi gerçekten tanıdığını düşünür ama aynı evin içine girince onun daha önce hiç görmediği taraflarıyla karşılaşır.
Hikâyemizin kahramanları Elif ve Murat olsun.
Elif ile Murat, bir arkadaşlarının doğum günü partisinde tanışmıştı. Murat ilk karşılaşmalarında Elif'in masanın kenarında duran çiçekleri düzeltmesine takılmıştı. Elif ise Murat'ın herkesin konuştuğu bir ortamda sessizce kenarda duran yaşlı bir adama eşlik etmesini fark etmişti. İkisi de diğerinin küçük davranışlarından etkilenmişti.
İlk aylarda her şey güzeldi. Akşamları saatlerce telefonda konuşuyor, hafta sonları yeni yerler keşfediyor, birbirlerine küçük sürprizler hazırlıyorlardı. Murat, Elif'in sevdiği kitabı bulmak için üç farklı kitapçı dolaşıyor; Elif, Murat'ın önemli bir iş görüşmesi öncesinde heyecanlandığını anlayıp ona moral veriyordu.
Bir gün Elif, yağmurlu bir akşamda Murat'a şöyle demişti:
"Senin yanında kendimi çok rahat hissediyorum. Sanki hayatın bütün zorluklarını birlikte aşabiliriz."
Murat gülümsemişti.
"Çünkü birlikteyiz. Bundan sonra da böyle olacak."
İşte evlilik teklifinin, nişan hazırlıklarının ve düğünün başlangıcı bu cümleydi. İkisi de birbirlerini seviyordu. Üstelik evlendiklerinde sevgilerinin daha da büyüyeceğine inanıyorlardı.
Peki, gerçekten öyle mi olacaktı?
Sizce bir insanı çok sevmek, onunla aynı evde yaşamaya hazır olmak anlamına gelir mi?
1. Evlilikten Önceki Aşk ile Evlilikten Sonraki Sevgi Aynı Şey mi?
Murat ile Elif'in düğünü oldukça güzel geçmişti. Herkes mutluluklar diliyor, yaşlı akrabalar yıllardır evli olmanın sırlarını anlatıyor, arkadaşları ise onların birbirlerine ne kadar yakıştığını söylüyordu.
Düğün gecesi Elif, Murat'ın omzuna başını koyarak fısıldamıştı:
"Artık gerçekten bir aileyiz."
Murat da aynı duyguyla karşılık vermişti:
"Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Aslında haklıydı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ama ikisinin de düşündüğü nedenle değil.
İlk haftalarda küçük farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Elif sabahları kahvaltı yapmayı seviyordu. Murat ise işe yetişmek için çoğu zaman kahvesini alıp evden çıkıyordu. Elif, akşam yemeklerinde günün nasıl geçtiğini konuşmak istiyordu. Murat ise yorucu bir günün ardından biraz sessiz kalmaya ihtiyaç duyuyordu.
Elif için konuşmak, yakınlık kurmanın bir yoluydu. Murat içinse bazen sessizlik, zihnini toparlamanın tek yoluydu.
Bir akşam Elif, Murat'ın eve geldiğinde doğrudan bilgisayarını açmasına üzüldü.
"Bütün gün seni bekliyorum. Eve gelince de benimle konuşmuyorsun."
Murat şaşırdı.
"Konuşmuyor değilim ki. Sadece iş yerinde bir sorun çıktı, onu çözmeye çalışıyorum."
"Ben senden işini bırakmanı istemiyorum. Sadece beni de fark etmeni istiyorum."
Murat bilgisayarını kapattı ama yüzünde hâlâ anlamadığı bir ifade vardı.
"Tamam, söyle ne yapmam gerekiyor?"
Elif sustu. Çünkü o an bir çözüm listesi istemiyordu. Yalnızca anlaşılmak istiyordu.
Murat ise sevdiği insanın üzülmesini önlemek için bir çözüm arıyordu. Ona göre sorunu anlamak, nedenini bulmak ve ortadan kaldırmak sevgisini göstermenin doğal bir yoluydu.
İkisi de kötü niyetli değildi. İkisi de birbirini seviyordu. Fakat sevgilerini ifade etme biçimleri aynı değildi.
Burada önemli bir ayrıntı var: Erkeklerin her zaman çözüm odaklı, kadınların ise her zaman duygusal olduğunu söylemek doğru olmaz. İnsanların iletişim biçimlerini yalnızca cinsiyetleri belirlemez. Kişilik, yetiştirilme tarzı, geçmiş deneyimler ve içinde büyüdükleri aile de bunda etkilidir. Yine de bazı toplumsal beklentiler, erkekleri sorunları çözmeye, kadınları ise ilişkilerin duygusal yükünü taşımaya daha fazla yönlendirebilir.
Murat'ın sorunu çözmeye çalışması, Elif'in duygularını önemsemediği anlamına gelmiyordu. Elif'in anlaşılmak istemesi de Murat'ın çabasını görmediği anlamına gelmiyordu.
Belki de evlilikte asıl mesele, kimin haklı olduğunu bulmak değil, iki insanın aynı olaya neden farklı anlamlar yüklediğini keşfetmektir.
Peki sizce sevdiğimiz insan üzgün olduğunda hemen çözüm sunmak mı gerekir, yoksa önce onu dinlemek mi?
2. Aynı Evde Yaşamak, Birbirini Gerçekten Tanımak Demek mi?
Evliliklerinin altıncı ayına geldiklerinde Murat ile Elif'in tartışmaları biraz daha sıklaşmıştı.
Önceden birlikte geçirdikleri zamanın çoğu güzel planlarla doluydu. Şimdi ise market alışverişi, elektrik faturası, temizlik, yemek hazırlığı ve aile ziyaretleri gibi gündelik meseleler hayatlarının büyük bölümünü kaplıyordu.
Bir cumartesi sabahı Elif mutfağa girdiğinde lavabonun bulaşıklarla dolu olduğunu gördü. Bir önceki akşam bulaşıkları Murat'ın yıkayacağını konuşmuşlardı.
Murat salonda oturmuş, bilgisayarında ev bütçesini hesaplıyordu.
Elif, "Bulaşıkları yıkayacağını söylemiştin," dedi.
Murat ekrana bakmaya devam ederek cevap verdi:
"Unuttum. Birazdan yıkarım."
Elif'in canı sıkıldı.
"Ben de yoruluyorum Murat. Her şeyi hatırlatmak zorunda kalmak istemiyorum."
Murat bu kez başını kaldırdı.
"Ev için harcamaları düzenliyorum, gelecek ay ne kadar biriktirebileceğimizi hesaplıyorum. Bunlar da evin sorumluluğu değil mi?"
"Elbette sorumluluk. Ama evin sorumluluğu sadece para hesaplamak değil."
Tartışma uzadı. Murat, yaptığı katkıların görülmediğini düşündü. Elif ise yapılması gereken işleri takip etmenin ve hatırlatmanın da başlı başına bir emek olduğunu hissediyordu.
İşte evliliklerin görünmeyen çatışmalarından biri burada ortaya çıkıyordu: Bir insan yaptığı işleri sayabiliyor ama diğerinin zihninde taşıdığı yükü fark etmeyebiliyor.
Murat faturaları ödüyor, tasarruf planı yapıyor, evin geleceğini güvenceye almaya çalışıyordu. Elif alışveriş listesini hazırlıyor, eksikleri takip ediyor, aile ziyaretlerini düzenliyor ve evdeki gündelik ihtiyaçları önceden düşünüyordu. İkisi de emek veriyordu fakat emeklerinin bir kısmı görünmez kalıyordu.
Bir akşam Elif'in çocukluk arkadaşı Derya onlara misafirliğe geldi. Derya uzun yıllardır evliydi ve ikisinin de tartışmalarını dinledikten sonra bir soru sordu:
"Hiç oturup evliliğinizde kimin ne yaptığını değil, ikinizin de neleri tek başına taşımaya çalıştığını konuştunuz mu?"
Murat ile Elif birbirlerine baktılar.
Derya devam etti:
"Benim eşim de bir zamanlar her sorunu para biriktirerek çözeceğini sanıyordu. Ben de her şeyi konuşarak düzeltebileceğimi düşünüyordum. Sonra fark ettik ki ikimiz de ailemizde öğrendiğimiz yöntemleri evliliğimize taşıyormuşuz."
Bu cümle, Murat'ın aklına çocukluğunu getirdi.
Babası, ailede bir sorun çıktığında uzun uzun konuşmazdı. Önce neyin bozulduğunu belirler, sonra tamir ederdi. Para sıkıntısı olduğunda ek iş yapar, ailesini korumak için endişelerini çoğu zaman içinde tutardı. Murat, sevgiyi biraz da sorumluluk almak, ihtiyaçları karşılamak ve sorunları çözmek olarak öğrenmişti.
Elif'in ailesinde ise başka bir alışkanlık vardı. Annesi, evde biri üzgün olduğunda onun yanına oturur, ne yaşadığını anlamaya çalışırdı. Elif, sevgiyi dinlemek, hatırlamak ve insanın duygusal dünyasına eşlik etmek üzerinden öğrenmişti.
Murat'ın sessizliği bazen sevgisizlik değil, öğrendiği bir baş etme biçimiydi. Elif'in konuşma isteği de yalnızca ilgi beklentisi değil, yakınlık kurma yöntemiydi.
O gece ilk kez birbirlerini suçlamadan çocukluklarını anlattılar.
Murat, "Ben sana bir şey olduğunda hemen çözmek istiyorum. Çünkü seni üzgün görmek beni çaresiz hissettiriyor," dedi.
Elif onun elini tuttu.
"Ben de bazen senden bir çözüm beklemiyorum. Sadece yanımda olduğunu hissetmek istiyorum."
Belki de evlenince sevginin artması, tam olarak böyle bir şeydi: Karşındaki insanı yalnızca bugünkü davranışlarıyla değil, o davranışların arkasındaki hikâyeyle de tanımaya başlamak.